Cuma , Kasım 16 2018
Ön Sayfa > Suriye > ‘Şam-Ankara ortak düşmana karşı’ teorisi gerçekçi mi? (2)

‘Şam-Ankara ortak düşmana karşı’ teorisi gerçekçi mi? (2)

Şam’ın, PYD/YPG dahil Suriye Kürtlerine bakışı ve Türkiye’nin Cerablus müdahalesi sonrası olası adımlarına dair yorumlarla Şam notlarını aktarmaya devam edelim. (ilk bölüm için tıklayın)

“MEVCUT ŞARTLARDA KÜRT DEVLETİ İMKANSIZ”

Şam’daki değerlendirmeler en özet biçimde şöyle aktarılabilir:

“ABD’nin vaatleri ve kendilerinin bu yönde istekleri olsa da Rojava bölgesinde bağımsız veya özerk bir Kürt yapılanmanın kurulması ve yaşatılması mevcut demografik, coğrafik ve siyasi şartlar çerçevesinde mümkün değil. Çünkü, Kamışlı’da bile Kürt nüfus Arap vd nüfusun toplamından daha az.

Rojava’daki Kürtlerin tamamı PYD destekçisi değil, aynı zamanda Şam dahil, ülkenin kalanında da bir kısmı Suriye devleti yanlısı veya bölünme karşıtı hatırı sayılır bir Kürt nüfus var. Kürtlerin demokratik haklarının garanti altına alınması konusunda bütün Kürtler aynı fikirde ancak özerklik, bağımsızlık ve hatta yabancı ülkelerle müttefiklik ilişkileri gibi noktalarda PYD’nin Kürtlerden aldığı destek tahminlerinden daha az olabilir.

Haseke, Kamışlı gibi merkezlerle Kobani-Afrin arasındaki bölgede Arap nüfus Kürt nüfustan fazla. Ağırlıklı aşiret yapısındaki Arap nüfus etnik yapıya dayalı bir oluşuma nasıl ikna edilecek.

Coğrafik olarak Rojava’nın kuzeyinde Türkiye, doğusunda Irak Kürdistan’ı, güneyinde Suriye devleti, batısında Hatay ve Lazkiye’nin olduğu bir kısmı dağlık bölge bulunuyor. Türkiye PYD/YPG’yi kendine tehdit sayıyor, Irak Kürdistan’ının Türkiye ile ilişkilerinin de etkisiyle Rojava’ya bakışı şimdilik PYD/YPG’nin işini kolaylaştıracak çerçevede değil.

Güneyindeki Suriye devleti ile gerginliğin karşılıklı cephe açılacak kadar tırmanması halinde Rojava günlük ihtiyaçların temini dahil birçok açıdan tamamen sıkışabilir. Kanton ilan edilen bölgelerde kamu hizmetleri hala devlet tarafından sağlanıyor, çalışanlar maaşlarını Şam’dan alıyor.”

“ORTAK DÜŞMAN IŞİD” İTTİFAKLARI

Şam’da kaynaklarımız ve basında yer alan değerlendirmeler “PYD’nin mevcut gücünün bir kısmını geçici ittifaklardan aldığı” görüşünde.

Bu görüşe göre, “IŞİD, Rojava dahil Suriye’nin tamamında hem Suriye içi hem de uluslararası düzeyde ortak tehdit haline geldi. Yeni ittifaklar kurmaya itti veya eski düşmanlıkları bir süreliğine buzluğa kaldırttı. PYD’nin gücünün bir kısmı bölgedeki Arap aşiretlerle ‘ortak düşmana’ karşı kurulmuş ittifaklara dayanıyor. Ortak tehdit zayıfladığında veya bittiğinde bu ittifaklar da bitecek.”

“ŞAM VE KÜRTLER BİRBİRLERİNDEN VAZGEÇEMEZLER”

“Suriye’nin kuzeyinde bağımsız veya özerk bir Kürt oluşumu kurulamayacağı” savunulsa da Şam’da Rojava’daki gelişmeler göz ardı edilmiyor.

Bir kaynağım, “Şam ve Kürtler birbirlerinden vazgeçemezler. Dış politika, ABD-Rusya ne derse desin bu topraklarda yan yana yaşayacak olan biziz. Çözümü de ancak iki taraf birlikte bulabilir” diyor “Şam ile Kürtler neden birbirlerinden vazgeçemezler?” sorusuna şu faktörlerle cevap veriliyor:

-PYD artık ABD ve Rusya gibi ülkelerin muhatabı olan bir aktör.

-YPG, IŞİD ile savaşta önemli bir tecrübe kazandı. YPG ve Asayiş içinde Arap, Türkmen, Çeçenler de var. Aynı zamanda uluslararası düzeyde tanınan bir oluşum.

-Suriye’de 5 yıllık savaşta ekonomik, siyasi, sosyal yönleri olan kendi planını eksikleriyle de olsa uygulayan, uzun vadeli vizyona sahip tek grup Kürtler.

-PYD/YPG, Şam ve müttefiklerinin silah ve siyasi destekleriyle Kamışlı dahil önemli bir alanı savaştan uzak tuttu. Böylece dolaylı da olsa Suriye ordusunun ve müttefiklerinin rahatlamasını sağladı.

-Suriye’de demokratik hakların teminat altına alındığı, çok partili bir iç siyasi yapının oluşturulması gerekli. Buna Kürtler de dahil.

-Suriye’de IŞİD önceki yıllara göre zayıfladı ancak nihai olarak bitirilmesine daha var. Savaş bitse bile Suriye ordusu ile YPG arasında bir savaş olasılığı büyük göç hareketleri, uzun yıllara yayılacak savaş hali, kazananı olmayan bir kargaşaya yol açar.”

Şam’dan yapılan resmi açıklama ve değerlendirmelerde Türkiye dahil çeşitli ülkelerin destekledikleri gruplara ‘terörist’ denilirken PYD/YPG’nin ‘muhalif’ olarak tanımlandığını hatırlatmakta fayda var.

Şam’dan PYD/YPG dahil Kürtlere dair yorumları özetleyecek olursak; “Suriye’nin toprak bütünlüğü ve ABD gibi çeşitli ülkelerle ittifaklara dair kırmızı çizgiler gözetilmeli. Çözüm iç siyasi sürece ve yapılanmaya katılarak sağlanabilir” görüşünün hakim olduğu söylenebilir.

Suriye ordusu ile YPG’nin Haseke’deki çatışmaları kimi çevrelerce “Türkiye-Suriye yakınlaşmasının sonucu gerçekleşti” şeklinde yorumlanmıştı. Ancak Şam’da “bu yorumların doğru olmadığı, Türkiye-Suriye ilişkilerinin henüz rayına girmediği, Suriye’de 2011’den bu yana Kürtlerin pozisyonu dahil birçok şeyin değiştiği ve bu nedenle iki ülke arasında ilişkiler düzelse bile Şam’ın Ankara’nın talebi ile Kürtleri vurmayacağı” savunuluyor.

ORTAK DÜŞMAN TEORİSİ GERÇEKÇİ Mİ?

Türkiye’nin Cerablus ile başlayan müdahalesinin ardından gündeme gelen “Ortak düşman Şam ve Ankara’yı yakınlaştırır” teorileri ne kadar gerçekçi? Bu yaklaşımlara Şam’dan bakıldığında beklenenin aksi sonuçlar doğurabilecek ihtimaller de ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin müdahalesinin ardından ABD ve Erbil dahil çeşitli ülkelerin sürece yaklaşımları ortada. Özellikle müttefiklik ilişkileri konusunda desteği beklediği düzeyde olmayan ve ülke içinde 5 yılda elde ettiği kazanımları kaybetmek istemeyen PYD/YPG Şam’a ve Rusya gibi müttefiklerine yakınlaşır mı?

Türkiye’nin Cerablus’a “IŞİD gerekçesiyle müdahale edip sahada IŞİD ile savaşan YPG ve Suriye Demokratik Güçleri’ni vurduğuna dair imaj” giderek yayılıyor. YPG’yi güçlendiren en önemli dönüm noktalarından biri Kobani olmuş, o savaş PYD/YPG’ye büyük bir uluslararası sempati ve destek sağlamıştı.

Uluslararası düzeyde birinci tehdidin IŞİD olduğu açık. Türkiye’nin PYD/YPG’yi iç tehdit sayması IŞİD tehdidine kilitlenen çoğunluğu ikna edebilir mi? Türkiye’nin tezlerine rağmen Cerablus, PYD/YPG’ye destek ve sempatiyi arttıran bir dönüm noktasına dönüşür mü?

Aynı zamanda Suriye içinde de IŞİD dahil cihatçılar hala ortak tehdit. YPG’ye Araplar, Türkmenler, Süryaniler ve diğer kesimler arasında da sempati ve destek kazandıran en önemli unsurun PYD/YPG’nin laik çizgisi ve bu ortak tehdit olduğunu söyleyebiliriz.

Suriye’de halkın ‘cihatçı tehdidi’ içinde saydığı gruplar arasında sadece IŞİD değil Türkiye dahil çeşitli ülkelerin desteklediği Nusra Cephesi, Ahrar u Şam, Nureddin Zengi dahil onlarca grup var.

TSK’nın Cerablus’ta doğrudan desteklediği grupların büyük kısmı ya Nusra Cephesi ve Ahrar u Şam’ın İdlip’te kurduğu Fetih Ordusu’nun bileşenleri veya bir süre cihatçı gruplarla işbirliği yapmış. Türkiye dahil uluslararası basın Türkiye’nin ‘IŞİD karşıtı operasyon amacıyla’ desteklediği grupları ÖSO olarak isimlendiriyor ve bu grupların Suriye içinde ne yaptığını, hangi isimlerin yer aldığını detaylı bilmiyor olabilir ancak Suriye içinde bu gruplar yakından izleniyor. Yani ÖSO komutanı sıfatıyla açıklama yapan biri “Ahmet’in oğlu, Mehmet’in damadı, şurada memurdu, ailesi burada yaşıyordu” şeklinde detaylarla konuşuluyor.

Suriye’de hala şahısların isim ve soy isimlerinden sonra hane adını da söylediğini hatırlatmak gerek.

Dolayısıyla mevcut şartlarda PYD/YPG’nin Araplar dahil yaptıkları ittifaklar kırılgan olabilir ancak Türkiye’nin desteklediği grupların Suriye içinde bulundukları bölgelerde kurmaları beklenen ittifaklar çok daha kırılgan olabilir.

Her ne kadar Türkiye açısından ‘YPG, terörist bir oluşum’ olsa da Türkiye’nin YPG’yi terörist olarak nitelendirmesine neden olan faktörler Suriye içinde, halk nezdinde etkili değil. Suriye içinde YPG’ye tepkili veya tamamen karşıt insanlar açısından bile ‘YPG’liler Suriyeli, Arapça konuşuyorlar, ülke içinde büyüdüler vs…”

Ayrıca Suriye içinde bütün din, mezhep ve etnik gruplar dahil olmak üzere hatırı sayılır bir kitle ‘ülkedeki yıkımdan Türkiye’yi sorumlu tutuyor.’ Bu yaklaşım da göz önüne alındığında Türkiye’nin desteklediği grupları Suriye içinde nasıl benimseteceğine dair bir planı var mı?

Her halükarda Suriye bir kez daha Türkiye’nin Cerablus müdahalesinin de dahil olduğu yeni bir sürecin eşiğinde görünüyor. Savaşa taraf olan bütün kesimlerin kendi denklemleri, hesapları var. Önümüzdeki günler tarafların ellerindeki kozlar kadar kimlerin hesaplarının tutacağını da gösterecek gelişmelere gebe…

Yazının ilk yayınlnadığı adres: GazeteDuvaR

Buna da göz atabilirsiniz

Prensese talip olup bölüm sonu canavarına kalmak…

Halep yine dünya gündeminde. Suriye’nin sanayi kenti olan Halep, ikinci başkent sayılıyordu. 2011’den günümüze Halep’ten …

Tahsin Halebi

Halep’te büyük savaş başlıyor mu?

Suriye ordusunun Halep kırsalı ile merkez arasındaki en önemli hat olan Kastello yolunu ele geçirmesinin …

“Mehzep savaşına karşı kanaat önderleri”

Suriye’nin kalbi sayılan Humus’ta din ve mezhep savaşını önlemek için, din adamlarından aşiret liderlerine kadar, …